Bugun...

Recep BULUT
SUCUĞUMUZA BÖYLE Mİ İTİBAR KAZANDIRACAKSINIZ?
Tarih: 14-01-2020 09:45:00 Güncelleme: 14-01-2020 09:45:00


Elime ilginç belgeler geçti…

İnceleyince bu kadarına da pes doğrusu demeden edemedim…

Konunun özü şu!

Malum son günlerde hatta son birkaç yıldır sık sık Kayseri’nin sucuk ve pastırmasının kalitesi tartışılır hale geldi…

Özellikle Kayseri sucuğunda kelle eti ve tavuk kıkırdağı kullanıldığı gerekçesiyle ilgili bakanlık sitelerinde teşhir edildi ve değeri milyonlarla ifade edilen cezaları uygulandı…

Hatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kastamonu pastırmasını övmesi bizi bir hayli üzmüş ve bizim yerel yöneticilerimizde başta Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, Kastamonu değil de esas Kayseri’nin pastırması daha sağlıklı ve daha kaliteli dedirtmek ve bir dilim Kayseri pastırmasıyla poz verdirmek için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın peşinden koşturdu durdu…

Kastamonu pastırması değil esas Kayseri pastırması daha sağlıklı ve kaliteli dedirtmek için peşinden koştuk durduk!

Dedik demesine de Kayseri pastırması ve sucuğunun kalitesini yüksek tutmak için ne yaptık?

Sadece “En kaliteli sucuk ve pastırma Kayseri sucuğu ve pastırması!” demekle mi yetindik?

Yoksa gerçekten kalitesini yükseltmek içim başta meslek odaları olarak pastırma ve sucuk imalatçıları olağanüstü gayret gösterdik!

Kayseri sucuğu ve pastırmasına gelen eleştiri ve suçlamalara göre kendimize çeki-düzen mi verdik?

Gelin şimdi size bir örnek çalışmadan bahsedeyim…

Dönemin Ticaret Odası Başkanı Mahmut Hiçyılmaz’ın 2017 yılında yaptığı ve resmi yazışmalara kadar geçen bir çalışmasından bahsedeyim…

Hiçyılmaz, 16.01.2017 tarihinde 2.01./268 sayı numarasıyla bir üst kurulu olan TOBB’a resmi bir yazı yazıyor…

Hiçyılmaz, TOBB’a yazdığı resmi yazısında diyor ki, “Odamız katılımcı bir yaklaşımla meslek komiteleri, genişletilmiş meslek komiteleri ve sektörel üye toplantılarında üyelerimizin sorunlarını tespit etmekte, ayrıca üye temsilcilerinin raporlarını da dikkate alarak ilgili kurum ve kuruluşlara sorunları hakkında bilgi sunup çözüm bulunmasını sağlamaya gayret etmektedir.”

Anlaşılan o ki, Sayın Hiçyılmaz gerek meslek komiteleri ve sektörel bazda üyeleriyle yaptığı toplantıda  özellikle sucuk, salam ve benzer ürün üreticileri özellikle sucuk yapımında dana baş (yani halk tabiriyle kelle eti!) etinin kullanılmasını aksi taktirde zarar ettiklerini beyan etmiş olmalılar ki Sayın Hiçyılmaz’da bu noktadan hareketle hem Erciyes Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi hem de  İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nden resmi yazıyla sucukta kelle etinin kullanılmasının sakıncalı olup olmadığına ilişkin görüş talep etmiş…

İyi de yapmış! Öyle ya sucuk ve salam üreticileri çıkıp ürünlerimizde kelle eti kullanmazsak zarar edeceğiz, batacağız, öleceğiz dese en büyük meslek örgütü olan Ticaret Odası bu talepler karşısında eli-kolu oturacak değil ya!

Allah var Sayın Hiçyılmaz’da oturmadı!

Kalktı her iki kuruma da resmi yazı yazdı…

Dedi ki, sucuk salam ve benzer et ürünü üreticileri ürettiğimiz ürünlerde büyükbaş dana kelle eti kullansak sağlıklı mı, yasal mı yasal değil mi diye soruyorlar siz ne diyorsunuz, sağlıklı mı ve yasalar buna müsait mi diye sordu!

Ticaret Odası Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü Veteriner Fakültesi’ne 19/12/2016 tarihinde 100364 Sayılı yazı yazdı ve sucuk ve salam üretiminde kelle eti kullanılmasının insan sağlığı ve ilgili mevzuat bakımından sakıncalı olup olmadığını sordu. Veterinerlik Fakültesi Dekanlığı Bölüm Başkan Vekili Prof Dr. Zafer Gönülalan’da hiçbir bilimsel araştırmaya dayandırmaksızın sadece Türklerin gelenek ve göreneklerinden hareketle “tüketici sağlığı bakımından hareketle hiçbir sakınca yoktur” diye cevap verdi. Gönülalan, yasal mevzuatlardan bahsettikten sonra, “Paraziter etkenler yönünden diğer karkas kısımlarından farklı özel bir durumu olmayan kelle etlerinden diğer vücut karkas kısımlarında da bulunan kırmızı et için özel önem taşıyan: Toxoblasma gondii ve taenia saginata (Domuz etlerinde bulunan treichinella sprialisten Türkiye’de domuz kellesi tüketimi önemli düzeyde olmadığı için bahsedilmemişti) gibi etmenler pastarazasyon ısısında hastalık oluşturma kabiliyetini kaybetmektedirler. Kaldı ki bu etkenler kelle etlerinde bulunduğu kadar karkasın kan akımının yoğun olduğu diğer bölümlerinde de yoğun bir şekilde bulunabilmektedirler. Hiçbir bilimsel veriye dayanmayan kulaktan kulağa yayılan bazı bilgiler ve konunun uzmanı olmayan kişilerin demeçlerine istinaden insanımızın hayvansal gıda tüketimi engellenmektedir. Tabiatta canlı hiyerarşini incelediğimiz de et yiyenlerin ot yiyenleri yönettiklerini görmekteyiz. İngiliz, Alman kelle etini yerken Türk insanının yememesinin neden istendiği anlaşılabilir değildir” diye soruyor.

Veterinerlik Fakültesi Dekanlığı Bölüm Başkan Vekili Prof Dr. Zafer Gönülalan, resmi yazısında ayrıca görevi gereği Kırgızistan’da bulunduğu sırada tanık olduğu gözlemleri de şöyle aktarıyor:

“Kişsel merakım dolayısıyla Türkistan da bulunan bazı ülkeler ve Moğolistan’da ki sosyal yaşımı ve tüketim alışkanlıklarını inceledim. Türkistan’da bir konuk bir eve misafir olduğunda ailenin gücü nisbetinde koyun, sığır, at gibi hayvanlar kurban edilir. En yaşlı konu sofrada tör denilen başköşeye oturtulur ve kesilen ve yemek olarak hazırlanan kurbanın kellesi tütsülenmiş ve pişirilmiş olarak önüne konulur. Tör argası sıfatıyla kelle konuk tarafından düzgünce parçalanır ve sofrada bulunanlara ikram edilir.”

 Veterinerlik Fakültesi Dekanlığı Bölüm Başkan Vekili Prof Dr. Zafer Gönülalan’ın ifadesi aynen böyle… Gönülalan’ın Türksitan’dan verdiği verdiği mütealaya bakacak olursak at eti de yememiz gerekecek. Oysa bir ünlü lokantamızda tek tırnaklı ete rastlandı diye lokanta kapılarını kilit vurdu gitti…

Neyse Veterinerlik Fakültesi Dekanlığı Bölüm Başkan Vekili Prof Dr. Zafer Gönülalan’ın Ticaret Odası’na gönderdiği resmi görüş bu yönde…

Gelelim İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nün verdiği görüşe…

Ticaret Odası’nın 30/12/2016 tarih ve 50 sayı ile gönderdiği yazıya 09.01.2017 tarihinde dönemin İl Müdürü Özkan Kayacan’ın imzasıyla şu görüşü bildirmiş:

“Bilindiği üzere sakatatla ilgili mevzuatımız da birçok düzenleme bulunmaktadır. Bu düzenlemelerde:

27.12.2011 tarihinde ve 28155 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hayvansal Gıdalar için özel Hijyen Kuralları Yönetmeliğinde Evcil Tırnaklı Hayvan Karkası: Sığır için: Hayvanların kesimi yapılıp kanı akıtıldıktan baş ve ayakları ayrıldıktan, derisi yüzüldükten, böbrekleri ve böbrek yağları, üreme organları ve pelvis boşluğu yağları, salkım yağları, idrar kesesi ve bunların bağları, soluk borusu( tıraçha) yemek borusu (oesaphagus) ve diğer iç organları çıkarıldıktan ve kuyruk sakrum omuru ile birinci kuyruk omuru arasından kesildikten sonra elde edilen bütün halde ki gövdesini sakatat ise iç organlar ve kan dahil karkas haricinde ki et olarak tanımlanmaktadır.

Aynı yönetmeliğin “Kıyma hazırlanmış et karışımları ve mekanik olarak ayrılmış et içinde özel gereklilikler” başlıklı 30. maddesinin 1. fıkrasında kıyma hazırlanmış et karışımları veya MAE üreten gıda işletmecisi, kullandıkları hammaddelerin aşağıda ki gerekliliklere uygunluğunu sağlamak zorundadır. Kıyma hazırlamak için kullanılan hammadde; masseter kasları dışında ki baş etinden, elde edilen etler hammadde olarak kıyma üretiminde kullanılamaz”

Yine Türk Gıda Kodeksi Et ve Et Ürünleri tebliği, 2012/74)’inde değişiklik yapılmasına dair tebliğin(2016/03) 7’nci maddesinin 2. Fıkrası aşağıda ki şekilde değiştirilmiştir:

“Et Ürünleri Karkas Etinden veya Sakatattan Hazırlanır. Ancak dilli, salam hariç olmak üzere fermente sucuk, ısın işlemi görmüş sucuk, pastırma, kavurma, jambon, köfte, kanatlı köfte, döner kanatlı döner emülsifiye et ürünleri gibi karkas etinden üretilen et ürünlerine sakatat katılmaz.

Sakatattan hazırlanan et ürünlerine ise karkas eti katılabilir” denilmektedir.

Yukarı da bahsedilen mevzuat hükümleri kapsamında: Et ürünleri üretiminde dana baş eti kullanımının uygun olmadığı hususunda gereğini rica ederim.”

Yani İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’ne resmi yazısında kelle etinin sucuk, salam ve benzer ürünlerde kullanılmasının uygun olmadığı görüşünü bildiriyor…

Kurumun biri uygun görüyor diğeri uygun görmüyor…

Bizim için hangi görüş doğru kabul edilmeli, hangisi reddedilmeli önemli değil…

Tabii ki doğrusu neyse o kabul edilmeli…

Ama biz onun tercihini yapacak bilgi birikimi ve bilimsel görüşe sahip değiliz…

Ancaaak bizim üzerinde durduğumuz esas mesele şu:

Ticaret Odası her iki kurumdan da aldığı görüşü niye TOBB’a bildirmiyor? Sayın Hiçyılmaz imzasıyla TOBB’a 16/01/2017 tarihinde yazdığı resmi yazının hem içeriğinde hem de ekinde İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’ne resmi yazısından ne bahsediyor ne de ekine ekliyor…

Yani resmen İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nün resmi yazısını sümen altı ediyor…

Niye?

Bu doğru bir davranış mı? Değil! Niye bir üst kuruluşunuzu bu yönde bir kanaat oluşturup ilgili bakanlıklar nezdinde yeni bir yasal düzenleme yapılması için baskı unsuru olarak kullanılması için seferber ediyorsunuz?

Bu doğru bir davranış mı?

Böyle mi Kayseri sucuğunun kalitesini arttırmayı hedefliyorsunuz?

TOBB’a iki ayrı kurumdan gelen görüşü de gönderin bırakın TOBB ve ilgili bakanlıklar değerlendirsin!

Bu en hafif şekliyle aldatmak, yanıltmak ve kandırmak değil de nedir?

 

 



Bu yazı 3783 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI