Bugun...

Recep BULUT
ŞABAN BEY, MÜDÜRLERİN ÜZERİNDE BÖYLE Mİ OTORİTE KURACAKSIN?
Tarih: 25-06-2020 09:36:00 Güncelleme: 25-06-2020 09:36:00


Kahve ikram etmek için parti il merkezine davet ettiği il müdürlerinin ziyaretin anısına fotoğraflarını çektiren AK Parti İl Başkanı Şaban Çopuroğlu, müdürlerin ısrarlı ricasına rağmen ziyaretten hemen sonra basına el altından servis ettirdi.

Fotoğraflarının bazı basın kuruluşlarında boy boy yayın­lanması ve peşinden de CHP Milletvekili Çetin Arık’ın, “Liyakatın yerini sadakat aldı” başlığıyla yaptığı açık­lama da, “Bu fotoğraf liyakatin yerini sadakatin aldı­ğının fotoğrafıdır. Bu fotoğraf Türkiye’nin uçuruma sürüklenişinin fotoğrafıdır. İl müdürlerini AKP İl Başkanı Karşısında el pençe durur bir şekilde gösteren görüntüler Türkiye için de Kayseri içinde utanç vesikasıdır. Günlerdir liyakat sahibi olma­yan insanların Türkiye’nin en önemli kuruluşlarına atanmalarını konuşuyoruz. AKP İl Başkanlığının sosyal medyasından yayımlanan fotoğraflarda gös­teriyor ki, AKP için liyakat değil, sadakat önemli. Devletin değil, AKP’nin çıkarlarını düşünen bü­rokratlar önemli… Biz partili cumhurbaşkanının sakıncalarını anlatırken, İl başkanlarının valilerin yerini alacağının altını özellikle çizmiştik. İşte bu fotoğraflarda gösteriyor ki, valilere bilgi vermesi gereken bürokratlar AKP il başkanlığına gidip, AKP il Başkanına bilgi veriyor. Hiç kimse unutmasın AKP iktidar olabilir ama AKP il Başkanı vali değil­dir. Bu durumu sorgulaması gereken kişi öncelikle Kayseri Valisi Sayın Şehmus Günaydın’dır“ demesi müdürleri derinden yaraladı. Şimdi merak edilen soru şu: İl Başkanı Şaban Çopuroğlu kahve içmek için davet ettiği ve onca ricaya rağmen çektirdiği o fotoğrafları el altından bazı basın kuruluşlarına niye servis ettirdi?

BİRİ BÖYLE BÖYLE YAPARSAN

ANCAK OTORİTENİ TESİS EDERSİN

DİYE AKIL MI VERDİ?

Bu yaşananları irdeleyince aklıma şöyle bir senaryo geli­yor… Muhtemelen Sayın Çopuroğlu’na birileri akıl vermiş olmalı: “Sen koskoca iktidar partisinin il başkanısın, daire müdürleri seni on paraya almıyor! Çağır onla­rı makamına talimat ver! Bir de onlarla makamında fotoğraf çektir ve basına da bak bu müdürler benim emrimde dilediğim zaman partiye çağırır gerekli talimatı verir gönderirim havası ver! Başka türlü seni kimse on paraya almaz!” demiş olmalı…

Çünkü olayın başka türlü izahı yok…

Sen tut daire müdürlerine telefon aç: “Müdürüm vak­tiniz varsa partiye bir kahve içmeye bekliyorum!” de ve o daire müdürlerini partiye çağır ve onlar da “neza­keten” kalkıp gelecek ve sonra da sohbet sırasında onlara aklın sıra, hava basmaya kalk, sonra onlar sana (Özellikle biri): “Sayın Başkan biz bir partinin bir tarikatın ya da cemaatin memuru değiliz. Biz devletimizin me­muruyuz! Bize devletimiz nerede görev verirse gider orada görev yaparız! Kahve içmeye bekliyorum diye davet ettiniz, bizler de nezaketen kalktık geldik! Üstelik buraya davet ettiğiniz de diğer müdür arka­daşlarımızın da ne olacağını söylemedeniz! Bizler buraya birbirimizden habersiz geldik!” diyecek ve sonra da partinin fotoğrafçısını çağıracak makamınızda fotoğraf çektireceksiniz. Üstelik o müdürler: “Sayın baş­kan sizden istirham ediyoruz, fotoğrafımız çekilme­sin. Çekilecekse bile basına falan servis edilmesin. Sonuçta bizler devlet memuruyuz, siz bir kahve içmeye diye davet ettiniz, bizler de sizi kırmadık, nezaketen kalktık geldik!” diye rica etmelerine rağmen “el altından” servis ettiniz!

Doğrusu merak ediyorum: Kamuoyu nezdinde böyle mi itibar kazanmayı düşünüyorsunuz?

Bakın tüm daire müdürleri benim emrimde, “Gelin dediğim zaman gelirler, gidin dediğim zaman da tekmil verir giderler!” havası mı vermek istiyorsun?

Bu şekilde kendine özelikle Kayseri kamuoyuna bir mesaj verme hesabı yapıyorsan bilmen gerekir ki külliyen yanlış­tasın! Bilesin ki bu tavır sana itibar kazandırmaz! Dirayetli bir İl Başkanı devlet memuru statüsünde olan o müdürleri parti İl Merkezi’nde ki makamına davet etmez! Tam tersi bazen istisna da olsa “yalakalık olsun” diye makamına gelip el-yüz sürmek isteyen daire müdürleri çıkabilir. Sizin bu tür meşrepte olan müdürlere: “Kardeşim sizin parti il merkezine gelmeniz etik olmaz! Sonuçta siz bir devlet memurusunuz, bugün iktidar da biz varız yarın bir başka parti olur! Sizin herhangi bir sıkın­tıya girmenize sebep olmak isteme! Bana siz bir saat bildirin ben sizi makamınız da ziyaret hem bir kahvenizi içer hem de varsa söylemek istediğiniz bir şey makamınızda söyleyin!” der.

Yakışanı bu! Kime?

Görmüş-geçirmiş dirayetli İl Başkanına!

Diğeri ise rüştünü ispatlama arayışında olan tamamen çocukça bir davranış!

 “H. ALİ KİLCİ O KÖTÜ HASTALIĞI SİNCAN’DA YATARKEN KAPTI!”

Yaklaşık 20 gündür tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden MHP Kayseri eski Milletvekili Hasan Ali Kilci, Hacılar ilçesinde son yolculuğuna uğurlandı.

Kayseri’deki özel bir hastanede bir süredir astım teda­visi gören ve geçtiğimiz gün akşam saatlerinde beyninde pıhtı meydana gelmesi sonucu hayatını kaybeden 25. Dö­nem MHP Kayseri Milletvekili Hasan Ali Kilci için Hacılar ilçesinde cenaze töreni düzenlendi. Hacılar Cami Kebir’de öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından Kilci’nin cenazesi ilçe mezarlığında toprağa verildi. 72 yaşında vefat eden Hasan Ali Kilci’nin cenazesine ailesi ve yakınları ile AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki, Vali Şehmus Günaydın, MHP Milletvekilleri Baki Ersoy ve İsmail Özdemir, AK Parti Milletvekili İsmail Tamer, MHP eski Milletvekili Hamdi Baktır, Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayraktar, Pınarbaşı Belediye Başkanı Men­duh Uzunluoğlu, ERÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Çalış, Hacılar Belediye Başkanı Bilal Özdoğan, Diyanet İşleri eski Başkan Yardımcısı Necmettin Nursaçan, İl Müftüsü Şahin Güven, Ak Parti İl Başkanı Şaban Çopuroğlu, MHP İl Başkanı Serkan Tok, CHP İl Başkanı Ümit Özer, Sanayi Odası Başkanı Mehmet Büyüksimitçi, KTO Başkanı Ömer Gülsoy, KTB Başkanı Recep Bağlamış, OSB Başkanı Tahir Nursaçan, bazı oda ve dernek başkanları ile kalabalık bir vatandaş topluluğu katıldı. Cenazeye geçtiğimiz ay cezaevinden tahliye olan Alaattin Çakıcı ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdardoğlu da çelenk gönderdi.

VEDAT ALİ ÖZIŞIK’TAN

İLGİNÇ İDDİA VE SUÇLAMA…

Kilci’nin cenazesine katılan ve Kilci ile birlikte Sincan Cezaevi’nde yatan Şeker Fabrikası eski Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık, ilginç iddia ve suçlamalar ortaya attı… Cenaze töreni sırasında bir araya gelip uzun uzun sohbet ettiğimiz Özışık, “Bugün Hasanağa’nın ölümüne sebep olanlar o gün bizi haksız yere Sincan Cezaevi’ne kapatanlar” dedi.

“Niye öyle söylüyorsun?” diye sordum.

Özışık, “Haksız yere Sincan Cezaevi’ne kapatılması Hasanağa’nın çok ağrına gidiyordu. Söylenip duruyordu, nasıl bana bunu yaparlar diye! Bugün onu ölüme götüren o kötü hastalığı o günler de Sincan Cezaevi’nde kapmış­tı. Ondan sonra bir türlü iflah olmadı. Hastalık hastalığı tetikledi ve bugün maalesef onu gözyaşları içinde toprağa veriyoruz. Kilci’nin vebali onu Sincan’a kapatanların omuzlarında” dedi. Sonra Kilci’yi Ticaret Odası Başkanlığı görevinden istifa etmeye götüren süreci anlattı:

“TİCARET ODASI BAŞKANLIĞINDAN

İSTİFA ETMEZSEN CEZAEVİ’NDEN

ÇIKAMAZSIN DİYE HABER GÖNDERDİLER!”

Özışık'ın dile getirdiği ve o tarihler de bizlerinde zaman zaman dile getirdiği bir iddiayı isim vererek daha net hale getirdi. Özışık, Ticaret Odası Başkanlığı görevinden istifa etmezse cezaevinden kesinlikle çıkamaz” haberinin nasıl ve kim tarafından getirildiği gerçeğini ilk kez şöyle anlattı:

“Bir sabah vaktiydi, gardiyanlar koğuşuma geldi dediler ki Vedat Bey bir ziyaretçin var. Baktım bizim rahmetli Baro Başkanımız Ali Taşçı ağbimizin oğlu Avukat Orhan Taşçı gelmiş. ‘Hayırdır Orhan?’ diye sordum. O da, ‘Ağbi’ dedi, ‘Hasan Ali Kilci Başkana bir mesaj getirdim’ dedi. ‘Ne mesajıymış?’ diye sordum. ‘Ağbi beni falanca-filanca kişiler görevlendirdi, git Hasan Ali Kilci’ye söyle, eğer Ticaret Odası Başkanlığı görevinden istifa etmezse kesin­likle cezaevinden çıkamazsın’ dediler dedim. Ben de ’Ee Kilci’yle görüştün mü, o mesajı ilettin mi’ diye sordum. O da ‘Evet mesajı ilettim, gerisi artık onun bileceği iş’ dedi. Orhan’ın bu sözleri üzerine şaşırdım. Ertesi gün Kilci Baş­kanla görüştüğümüz de Orhan’ın mesajını sordum. O’da ‘Doğru, el kadar küçük bir kağıda yazılı bir mesaj getirdi’ dedi. Ben de bunun üzerine, “Peki ne yapmayı düşünü­yorsun başkan?’ diye sordum. Durumu çok kötüydü. Olan bitenler çok ağrına gidiyordu ve ‘Bunu benim gibi bir ada­ma nasıl yaparlar?’ diye sürekli sayıklıyordu. Onu bugün ölüme götüren o kötü hastalığa taa o günler de Sincan Cezaevi’nde yakalanmıştı. Yani durumu hiç iyi değildi, daha fazla dayanamazdı. Bu gerçekleri dikkate alarak ben de, ‘ İstifanı ver gitsin, yarın-öbür gün cezaevinden çıktığımız da çatır çatır hesabını sorarız’ diye teselli ettim. Büyük bir hüzün ve yıkım için de, ‘Peki!’ dedi ve sonra da, ‘Derviş’e haber gönderiyim gelsin de istifamız yazıp veri­yim’ dedi. Kilci Başkan o gün yıkılmıştı. Yıllarca değer ver­diği bazı kişilerin kendisini haksız yere Sincan Cezaevi’ne kapatması ve sonra da böyle bir dayatmayla istifasını şart koşmaları çok ama çok ağrına gitmiş, yıkılmış, çömüştü. O yıkım o çöküm yıllar süren ve kötü hastalığa kapılmasına neden oldu. Epeyi bir süre tedavi gördü, atlattı derken bir türlü iflah olmadı. Peşinden de yok kalptir, yok kolestrol­dür derken adım adım onu ölüme götürdü. Özışık, “Bugün Hasanağa’nın ölümüne sebep olanlar o gün bizi haksız yere Sincan Cezaevi’ne kapatanlar. Bir de televizyon ekranlarına çıkıp demokrasi havaresi kesiliyorlar. Bugüne kadar yargı nezdinde o insanlardan hala hesap sorulmamış olması en büyük üzüntü kaynağım. İnşallah gün gelecek yargı onlardan da hesap soracak. Kimsenin yaptığı kimse­nin yanına kar kalmayacak” dedi. Malum Kilci'nin cezae­vinden yazıp oğlu Derviş Kilci'ye verdiği istifa mektubunu Derviş Kilci Ticaret Odası Meclis Toplantısı'nda kürsüden gözleri dolu dolu okumuştu.

Vedat Ali Özışık, bunları anlatırken o hararetli günler de benim de “YEREL ÖLÇEKLİ BİR DARBE NASIL GER­ÇEKLEŞTİR?” başlığıyla günlerce yazı dizisi haline getirdi­ğim o günler film şeridi gibi gözümün önüne geldi…Garni­zon Komutanı Tümgeneral Rıdvan Ulugüler’in, peşinden Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz’ün, Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ali Aydın’ın ve üç astsubaylar vakasını soruşturmak üzere Kayseri’ye gelen Hava Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok’un nasıl tutuklanıp cezaevine kondukları… Avukatlar Olcayto Özhan ve Atilla Ersoylu’nun tutuklanması, ”KAYTV’yi, Recep Bulut’u susturun!” şeklinde resmi tape kayıtlarına giren telefon görüşmeleri… Hala hukuk nezdinde hiçbirinin hesabı sorulamadı… Sorulamayınca da Kayseri’de 2009’da baş­layıp 2014 ve hatta 2015’e kadar süren o karanlık günler bir türlü aydınlatılamadı… Aydınlatılamadığı gibi Özışık’ın dediği gibi o günler de o komploları kuranlar, gözaltına alınacakların listelerini yapanlar hala orada burada demok­rasi nutku sıkıyorlar… Ne acı!

Nerdennn, nereye? O günlerin mağduru Hasan Ali Kilci, son yolculuğuna uğurlanırken insanın aklına o karanlık günler geliyor…

CİMER’E ŞEHİT CENNET YİĞİT İMAM

HATİP OKULU ŞİKAYET EDİLDİ

CİMER’e ilginç bir şikayet konusu yansımış…

Şikayetin konusu Çaybağları-Erenköy’de bulunan ve 15 Temmuz öncesi Aliye Boydak Ortaokulu olarak geçen 15 Temmuz sonrası Şehit Cennet Yiğit İmam Hatip Ortaokulla ilgili…

Deniz Erdoğan adında ki bir vatandaş tarafından CİMER’e gönderilen dilekçe de şikayete konu olan iddialar şöyle sıralanmış:

"1- Okulun altında bulanan yemekhane kısmı kendilerine yakın bir yemek şir­ketine kiraya veriliyor. Bu kiraya vermede terk şart ahbap çavuş ilişkisi. Niye mi böyle diyoruz? Çünkü resmi kurumlar veya okul aile birlikleri okulun herhangi bir bölümünü kiraya vermek için ticari ve adli sicil araştırması, mülki amir izni almak zorunda ve duyuru sonrası piyasa teklifi alarak en az üç şirketten yaklaşık maliyet belirlemek ve bu maliyet üzerinden en güvenilir şirkete kuruma vermek zorundadır. Diyelim bunu da yaptılar (yapmadılar da) verilen şirkete kiralanan yer yemekhane ise burada ısınma, aydınlanma, ocak giderleri için aynen kantin kiralarında olduğu gibi ayrı abonelik (doğalgaz, elektrik, su vb.) işlemlerini kiraya verilen şirket üzerinden ayrı saat taktırarak yapmalı. Yapmış mı? Biz yapmadı diye biliyoruz inşallah yanılırız.

2- Bu şirket okulun yemekhanesinde sadece okula yemek vermekle kalmıyor başka okullara ve anlaşmalı kurumlara yemek dağıtımını da bu okul üzerinden yapıyor. Yani birde ticaret üstünden devletin elektriği suyu ile yaktığı kadar değil idare ve birlik başkanının rastgele belirlediği fiyat üzerinden kar üstüne kar ettiri­liyor. Neden mi? Yönetimi sormak lazım.

3- Okulun diğer bölümleri olan spor salonu ve 200 kişilik son sistem konferans solun da değişik kulüpleri ve özel okullara yine rast gele belirlenen fiyat üzerin­den (sabit fiyatta yok tadıla göre değişiyor) kiraya veriliyor. Kışın o salonlar nasıl ısıtılıyor, aydınlatılıyor tabii ki devletimiz sağ olsun yandaşlarımız var olsun mantı­ğıyla. Kurum kurumlarında dışarıya ticaret yapılacak ortam ihale veya doğrudan temin usulü ile verilemez, ihale kanununda açık ve nettir."

“BENİM OĞLUM ÖYLE BİR ŞEY
YAPSIN DAYAK MANYAĞI YAPARIM!”

Çaybağları’nda ilginç bir tartışma yaşandı… Çaybağları 3’EN si telerin­de oturan Sun Fuarcılığın sahibi Nuh Mehmet Saçmacı, sitelerinin yakı­nında bulunan ve bir şahsa ait arsanın düzlenmesi için siyasi gücünü kul­lanarak Melikgazi Belediyesi’nden iş makinelerini istemiş ve o şahsa ait arsayı Melikgazi Belediyesi’nin iş makineleriyle düm düz ettirmiş… Orada oturanlar için iyi de olmuş olabilir, ama kamuya ait iş makinelerinin saat­lerce hiçbir ücret yatırılmadan çalıştırılması kamı vicdanı açısından doğru olmayabilir… İşte bu durumdan rahatsız olan aynı sitede oturan bir genç oturup belediyeye ait iş makinelerinin saatlerce özel bir vatandaşa ait ar­sada çalıştırılmasını CİMER’e şikayet etme gereği duymuş…Bu durumdan haberdar olan iş makinelerini oraya getiren Saçmacı, o gencin babasına, “Benim oğlum öyle bir şey yapmaya kalksın onu dayak manyağı ede rim” şeklinde nasihatta bulunmuş! Olacak şey mi Saçmacı? Hangi çağda yaşı­yorsun? Hadi diyelim, “çevrede oturan vatandaşların hayrına” dedin o iş makinelerini oraya getirtip özel şahsa ait arsa da saatler ce çalıştırdın, o sözler yakıştı mı?



Bu yazı 4564 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI