Bugun...


Recep BULUT
BİR TELEVİZYON FOTOĞRAFÇISININ ANATOMİSİ
Tarih: 30-07-2013 13:11:00 Güncelleme: 30-07-2013 13:11:00


BİR TELEVİZYON FOTOĞRAFÇISININ ANATOMİSİ

Adam tencere-tava pazarlığından bu işe bulaşmış!

Proğrama çıkardığı konuklara taksimetre koyup ona göre para alan fotoğrafçı patronunun yanında işe başlamış…

Bakmış ki bu iş çok tatlı, tencere-tava pazarlamaya benzemiyor…

Siyasiler ve şehrin ileri gelenleri huzurunda el-pençe duruyor…O’da patronu gibi taksimetreyle program yapmaya başlamış…

Taksimetre karşılığı program sattıkları milletvekili ablalarından iki kere tahsilata kalkışınca ablaları bunları şikayet etti…Faturalarına elkoyan maliye bir de ne görsün?Parayı veren herkese dilediği kadar fatura kesen fotoğrafçı patronlarının naylon fatura kestiği ortaya çıkınca o televizyonun kapısına kilit vuruldu…

İşi kavrayan bizim ki işsiz mi kalır?

Kalmaz!

Hemen kendine yeni bir yayın kuruluşu buldu…Yeni patronuyla sıkı pazarlık yaptı…Yüklü maaş ve bir de  ev karşılığı anlaştı…Programların bir gidiyor, diğeri geliyor…Programa “el altından para” karşılığı patrona da çaktırmadan konuklar alıyor, elektrik ve su faturalarını fotoğrafçılıktan televizyonculuğa soyunan patronundan öğrendiği gibi şehrin ileri gelenlerine ödetiyordu…

Gel zaman git zaman patronu sıkıntıya girdi, yüklü maaşlar alamaz oldu…Bunun üzerine kapağı daha önce faturalarını ödettiği şehreminin uhdesin de yan şirketten işe koyuldu…Fakat kendisine hem itibar hem de para kazandıran gazetecilikten de kopmak istemiyordu…Çünkü o meslek ona göre bulunmaz bir silahtı!  Bu nedenle ayrıldığı televizyonda da haftada bir ücret karşılığı program yapmaya devam ediyordu…Sonra aklına parlak bir fikir geldi…Tıpkı örnek aldığı piri muhteremin yaptığı gibi eski patronunun karşısına dikildi:

“Ağbi, bana falanca televizyon kuruluşu tarafından aylık 3 milyar lira karşılığında program yapma teklifi geldi! Siz bana 3 milyar lira verirseniz, o teklifi geri çevireceğim!” diye

Sıkıntı içinde kıvranan patronunun tepesi attı. Ama yine de sükunetini bozmadı…Çünkü yaşadığı şu sıkıntılı günleri fırsat görüp karşısına dikilen çok kişiden çok ilginç talep ve istekler geliyordu…Vela havle çekti:

“ Ne deyim kardeşim? İçinde bulunduğum sıkıntıyı görüyorsun! Sen burada haftada bir gün program yapıyorsun! Buna rağmen ben sana burada gün boyu çalışanlardan daha fazla para veriyorum! Madem o televizyon kuruluşu sana 3 milyar maaş verecek, git orada program yap güzel kardeşim!” diye cevap verdi…

000xxx000

Gel zaman-git zaman…

Gel zaman-git zaman dediysem de, masallarda olduğu gibi  o kadar uzan bir zaman da geçmedi yani!

Yer Ankara…

BİLKENT Üniversitesi kampus alanı…

Frekans ihalesi için televizyon patronlarının bir araya geldiği mekan…Bir televizyon patronu, diğer bir televizyon patronuna:

“Yahu ağbi sen ne kadar talihsiz bir televizyon patronusun?” diyor…

Karşısında ki ak saçlı televizyon patronu:

“Hayırdır gardaşım niye böyle bir laf deme gereği duydun? “ diye merakla soruyor!

Karşında ki tombiş televiyon patronu:

“Ağbi ya geçenlerde senin orda hafta da bir program yapan falanca kişi yanıma geldi!”

“Eee?”

“Dedi ki:

“Ağbi ya senden bir isteğim var, yardımcı olursan sana çok minnettar kalırım!” dedi…

“Eee? Sonra?”

“Bugünlerde maddi olarak biraz sıkıntıdayım…Haftada bir program yaptığım televizyon patronum var ya dedi, Ona ben senin televizyonundan bana hafta da bir program yapma karşılığında aylık 3 milyar lira teklif ettiğini, eğer kendisi de bana 3 milyar lira verirse programıma devam edeceğimi, vermezse senin televizyonunun teklifini kabul edeceğimi söyledim dedi. Ben de şaşırdım kaldım. İyi de kardeşim ben sana bırak aylık 3 milyar para vermeyi bedava da olsa gel de benim televizyonum da program yap diye herhangi bir teklif sunmadım ki? Sunmadığım gibi sunmayı da düşünmüyorum diye cevap verdim!” dedi…

Karşısında ki ak saçlı televizyon patronu renkten renge giriyor, öfkeden eli-yüzü kızarıyordu:

“Eee sonra?”

“Vallahi ağbi ne deyim? Dedim ki kardeşim ben senin için niye yalan söyleyeyim ki? Üstelik adam zorda, yazık değil mi? Böylesi bir durumda senin yalanına niye ortak oluyum kardeşim dedim ve gönderdim!” dedi…

Beyaz saçlı televizyon patronu sinirinden tir tir titriyordu:

“Vay ş…. vay! Şu işe bak yahu? Adam haftada bir program yapıyor buna rağmen ben gün boyu çalışanlardan daha fazla para veriyorum, bir de kalkıyor böyle oyun oynuyor ha?” dedi…

Tezgahı anlatan tombiş televizyon patronu:

“Ağbi ben lafın başında ne dedim? Sen çok talihsiz bir televizyon patronusun! Bu arkadaş bu taktiği yıllarca sana yapan pirinden öğrendi! Piri senelerce senden böyle sebeplendi! Talebesi de baktı ki bu işler böyle dönüyor, o da böyle bir tezgâh kurdu, haberin olsun!” dedi.

Ak saçlı televizyon patronu, girdiği frekans ihalesini aldıktan ve Kayseri’ye döndükten sonra ilk iş o “

“Ulan şerefsiz benim nasıl kıvrandığımı görmüyor musun? Ben sana burada tam gün çalışanlardan daha fazla maaş veriyorum, yetmiyor bir de bana tezgah yapıyorsun öyle mi? Defol git nerde ne b…. Yersen ye!” diye gönderdi…

İşte Kayseri basınından bir örnek…

Sansür ya da bazı çarpıklıklar her zaman gazete ya da televizyon patronlarından kaynaklanmıyor, çalışanlar içinde de böyle olumsuz örnekler de var!

Yani anlayacağınız yozlaşma tek taraflı değil!

Gerçek gazeteciliğe gönül verenler, ekmek kapısı olarak görenler bunları tanımalı, bunlara tavır koymalı, meslekten dışlamalı…

Aksi taktirde bu tür meslek hırsızları her yerde her ortamda bu mesleğin sırtından geçinmeye devam ederler…



Bu yazı 8162 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI