Bugun...

İbrahim İLBASMIŞ
GÖNÜL BELEDİYECİLİĞİ
Tarih: 11-02-2019 10:21:00 Güncelleme: 11-02-2019 10:21:00


   Çeşitli anlamlarıyla tarif edilen ‘gönül’ AKP’nin bu seçim döneminde belediyecilik sloganı oldu.
   Gönül belediyeciliği ile şehrimiz 1994 yılında tanıştı.
   1994 yılından önce belediyelerin mali yapıları tamamen merkez bütçeye bağlıydı. Hizmetlerin yapılabilmesi için Ankara’ya muhtaçlık vardı.
   Özal döneminde çıkan yasalarla belediyelere çöp ve emlak vergisi toplama başta olmak üzere çeşitli yetkiler verilmişti. Daha önce zorluklar içerisinde hizmet vermeye çalışan, borç bataklığında yüzen belediyeler, yeni can suyu ile çok daha fazla hizmet yapabilme olanağına kavuşmuşlardı.
   Yeni bir dönemin başladığı öylesine uygun koşullarda yönetimlere geldiler.

Belediye başkanlığını kazanmak için, ‘Allah’ın suyu da mı paralı olurmuş’ diyerek kampanya yapmışlardı. 
   Şehrimiz belediyesi diğer belediyelere nazaran borcu olmayan ya da çok az olan belediyelerden biriydi.
  Gönül belediyeciliği geldiğinde, ilk zamanlarda koşulların eskiye göre değişmesinden kaynaklanan mali güçlülüğü ( elinde bulunan değerli arsa ve bütçesiyle) ile fark edilir şekilde hizmetler ortaya koymaya başladılar.
  Zamanla görüldü ki bir vizyon yok. Medeni olma anlayışı yok. Kültürmüş, sanatmış, spormuş, tarihmiş, turizmmiş, doğaya saygıymış gibi değerlerin esamesi okunmuyor.
  Temeli, cumhuriyet dönemi ve Kavuncu’ya dayanan planlı bir yapılaşması olan şehrimiz (dışarıdan gelenlerin hayran olurdu) zamanla bu gün ki haline getirildi.

   Yeni imar uygulamaları ve dikey yapılaşmayla bir beton yığınına döndü. Nefes alınacak yeşil alanlar yaratmayı bırakın, olanların da bir kısmını imara açtılar.

Şehrin orta yerinde olan Atatürk Stadını yıkıp yemyeşil bir park haline getirmediler/getiremediler.  AVM ile betonlaşmaya devam ettiler. (-Çok değerli bir arsayı park yapmak zordur ayrıca saçmalık diye düşünen varsa, Çetinbulut döneminde yapılan Kocasinan Parkına gelip bir çay içsinler-)

   Kocaman cadde ve sokakları olan şehrimizde, trafik sorunu diye bir sorun bulunmuyordu. Sonunda böyle bir sorunla karşılaştırıldık. Bunu gidermek içinde alt geçitler, üst geçitler ile şehre beton yığmaya, şehri çirkinleştirmeye devam ediyoruz.

Şehrin orta yerinden bir tramvay geçiriyoruz. Maliyeti nedir bilmiyoruz. Bu tramvay ne hava alanına, ne otogara, nede tren istasyonuna uğruyor.
   Tarihi Kayseri Kalesi, uzun yıllar boyunca bir şeye benzetilemedi.  Ne harcamalar yapılıyor, neden bitirilemiyor, bilemiyoruz.

   Gönül belediyeciliğinde yine sık rastladığımız bir uygulamayı belirteyim. Başkanlar, her gün şehrin çeşitli yerlerinde bulunan reklam panolarındalar.      
   Yaptıkları hizmetleri anlatmaktan çok kendilerini görünür hale getiriyorlar. Yapmak zorunda oldukları hizmetleri sanki kendi lütuflarıymış gibi sergilemeye çalışıyorlar.  Bu reklamların maliyeti nedir, ne kadarı başkanın cebinden ne kadarı bizim cebimizden çıkıyor bilemiyoruz.
   Kentsel dönüşüm diye,  bu gün çok farkında olmadığımız,  büyük çirkinlik abideleri, Sahabiye Mahalles’inde yükselmeye başladı. Bir iki yıl sonra kocaman kocaman binaları/beton yığınını göreceksiniz. Şehrin sülieti de değişecek.

   Belediyeye ilk geldiğinizde BEF  ‘Belediye Ekmek Fabrikası’ vardı.  Önce bu fabrikayı kaldırdınız. Gele gele bu güne yani yeniden eskiye döndünüz. Büfelerinin önünde büyük kuyrukların olduğu ‘Kent Ekmek’ uygulamasına başladınız.

   Gönül belediyeciliği iktidarı da bu gün ülkemizde gıda fiyatlarının yüksekliğini önleme amacıyla tanzim satış mağazaları açacakmış.
   Ne etmeli, neylemeli?
   Kent adına denetim yolları kapalıysa,
   Liyakat bütün olarak devre dışı kalıyorsa,
   Yapılan uygulamalarda, katılımcılık yoksa
   Kentin yarattığı rantı, o kentin insanlarına değil de, bir küçük azınlığa yediriliyorsa,
   Yatay yerine dikey kentleşme öne çıkarılıyorsa (güzelim Aydınlık Evler, Yeni Mahalle gibi yerlerin bu günkü durumu içimi acıtıyor.)
   Doğaya, yeşile, insana, hayvana öncelik verilmiyorsa, o kentin modern olduğunu, medeni olduğunu söyleyebilir miyiz?

   Toplumun demokratikleşmesinde kentin demokratikleşmesi önemli bir yer tutar. Her ne kadar ülkemizin taraf olmadığı sözleşmeye göre, kent hakkı bir insan hakkıdır.
  
Yapacaksın edeceksin, 25 yılda bu hale getireceksin, sonra kalkıp bu güne kadar yapmış olduklarının yanlış olduğunu belirterek, eleştireceksin ve bir ‘Manifestoyla’ (sol literatüre ait bir kavramla) ‘gönül belediyeciliği’ için oy talep edeceksin.

31 Martta önümüze gelen menü bu.

Elbette takdir seçmenin.

 

 

 

 

 

 



Bu yazı 580 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI