Bugun...

Haluk BİLGESAY
LAİKLİK VE LİYAKAT
Tarih: 13-02-2020 09:50:00 Güncelleme: 13-02-2020 09:50:00


   Değerli okuyucularım,
   Bir gerçek var ki, dinsel normlara dayandırılan toplumsal kurumlarda değişiklikler yapabilmek kolay değildir. Çünkü dinsel normlar, düşüncenin inançtan ayrılmasına olanak vermez, vermediği gibi düşünceyi de denetlemek ister. Bu esaslara göre kurulan Devletin temel görevi, dinin bir inanç, ibadet ve ahlak sistemi yanında hukuk sistemini, davranış kalıbını da hayata geçirmeye çalışmaktır. Birey, dinin koymuş olduğu kural ve ilkelerin dışında düşünme, duyma ve hareket etme olanağına sahip değildir. Dolayısıyla, düşünce alanı inançtan ayrılamaz, onun kalıplarının dışına çıkamaz.
   Dinsel esaslara göre yönetilen ülkelerde egemenlik Tanrı'ya aittir ve onun adına yönetenler ilahi buyrukları uygular ve onlara uyulup uyulmadığını denetler. Dolayısıyla yönetenler ve onlara yardımcı olan din adamları, bu düzenin değişmemesi, kendi imtiyazlı konumlarının korunması için ellerinden geleni yaparlar. Bu yüzdendir ki Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadrolar, toplumun felsefi temelini laikliğe, yönetim biçimini de demokrasiye dayandırmıştır. Nedenini irdelediğimizde; dinini anlayamayan, hurafelere inanan, onun özüne yabancı kalan, giderek şekilciliğe dönüşen, aracıların yorumlarına dayanan ve yapay dindarlığa bürünen bir toplum haline gelmenin önüne geçilme anlayışını görmekteyiz.
   Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu büyük Atatürk "en hakiki mürşit ilimdir" derken, akıl ve bilimi dogmanın önüne koymuştur. Dogmatik düşünce, değişmeye, demokrasiye ve bilime kapalı olduğu kadar bireysel yaratıcılığa ve bu yaratıcılığı besleyen özgürlüklere de karşıdır. O yüzden, bu bakış açısı, içinde yaşanılan koşulları bir kader olarak değil, bir veri olarak alır. Bu verileri en iyi şekilde değerlendirir, gerekiyorsa değiştirebileceğini araştırır ve sorgular.
   Laik düşünce, duygusallığı değil evrenselliği; tekilciliği değil bütüncüllüğü, ayrıcalığı değil liyakatı ve başarıyı gözetir. Çünkü ancak bu ilkelere dayanan bir toplumsal düzen içinde insanlar, metafizikten, yerellikten, gerilikten ve otoriteye tapıcılıktan kurtulabilir.
   Daha iyi bir sistem için gerekli olan ilkeler düşünüldüğünde, akla ilk gelen hep “liyakat” olmuştur. Liyakat, görevi başarıyla yapabilme ve karşılığında hak etme anlamını taşımaktadır.
   Liyakat sistemi ise, kamu hizmetlerinde ve kamu kuruluşlarında görev alacak personele; göreve çağrılmada, göreve alınmada, ilerleme ve yükselmelerde, yer değiştirmelerde, görevden uzaklaştırma ve çıkarmalarda, tüm şartlarda ehliyetin esas tutulması ilkesidir.

Teoride, ayrıcalığa ve keyfiliğe yer vermediğine inanılan liyakat ilkesi, hukuk devleti ilkesinin, siyasal ve sosyal haklar düzeninin bir sonucu olarak kabul görmektedir. Ancak pratikte, liyakat ilkesine aykırı uygulamalardan kaçınılmamakta, bu temel ilkenin esasları uygulamaya yansıtılamamaktadır.
   Bugün cumhuriyetimizin en temel sorunlarından ikisi laiklik ve onunla bağlantılı olarak liyakat sorunudur. Kamu görevinde olanlar kararlarını herkes adına değil, bir parti cemaat-tarikat bağına göre vermektedir. Liyakatsız kişiler kamunun her alanına yerleştirilmiş ve bu kadrolar sadakatlerini anayasaya ve hukuka, dolayısıyla cumhuriyete yani herkese değil, kendilerini oraya getirenlere göstermektedir. Bunların hiçbiri anayasa ve hukuk yoluyla göreve gelmemiştir. Dolayısıyla kararlarını verirken, kamuyu, ülkenin geleceğini değil, kendi geleceklerini, kendilerini oraya getirenlerin, tarikatlarının, cemaatlerinin çıkarını düşünmüş ve düşünmektedir. Nitekim 15 Temmuz 2016’da kamuda çeteleşmiş dini, ticari ve siyasi cemaatin darbe girişiminde bulunması, liyakat ve laiklik karşıtlarının destekleriyle olmamış mıdır?.
   Laiklik ve liyakat o denli birbiriyle ilişkilidir ki, karşıtlarının yönetimleri ele geçirmesi halinde devletin her kademesi olumsuzluk ve sorunların odağı olmaktadır. Geçtiğimiz günlerde Van Bahçesaray’da yaşanan çığ felaketi sonrasındaki kurtarma çalışmaları (41 ölüm ve çok sayıda yaralanma) için gazetelerde gözüme ilişen “AFAD, AFAD’lık oldu”  başlıklı haber de, liyakatsız istihdamın somut örneği değil mi?
   Yaşayacağımız bütün günlerimiz aydınlık olsun.
   İletişim: bilgesay.haluk@gmail.com



Bu yazı 1338 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI