Bugun...


Haluk BİLGESAY
KAYSERİ’YE YENİ BİR ŞEMSİYE
Tarih: 09-01-2020 09:34:00 Güncelleme: 09-01-2020 09:34:00


   Kayseri’ye son zamanlarda yüklenen o denli çok olumsuz yakıştırmalar ve yaklaşımlar var ki, neden diye sormamak olanaksız?
   Bu gazetede yazdığım ilk köşe yazımda (Başlarken) “yazacağım konularda sorgulayıcı olmayı, bilimsel çözümleme tekniklerini kullanarak sonuç ve değerlendirmelerde bulunmayı ve okurları gerçeklerle buluşturmayı amaçlıyorum” demiştim. Ve “ülkemizin kurucu ilkeleri olmasaydı, varlığı ve sürdürülebilirliği sağlanabilir miydi? İşte bu kurucu ilkelere 5N1K ile GZFT yöntemi yaklaşımı ile bakıldığında boyutsal bir değerlendirme yapıyor, bilimsel gerçekliğin aynasıyla bakmış oluyoruz. Kurucu ilkelerden her hangi birini örneğin laikliği, ya da cumhuriyetçiliği, halkçılığı, devletçiliği, milliyetçiliği veya devrimciliği bir kenara bıraktığımızda sarsılmıyor mu ülkenin bugünü ve geleceği? 1923’ten bugüne 96 yıllık tarihsel süreçte (özellikle 1950’li yıllardan sonra) ilkelere karşıt eylem ve davranışlar, hatta yönetimler çağdaş uygarlığa giden yolu engebeli, dolambaçlı hale getirmedi mi?” diye sorgulamıştım.
   Kayseri’ye yakıştırılan olumsuz yaklaşımları ve gelinen bugünkü konumunu nesnel ve tarafsız olarak irdelediğimizde “nereye gidiyoruz” demek durumundayız. Kayseri’yi gerek siyasal, gerek sosyal ve kültürel, gerekse ekonomik anlamda geldiği son noktayı sorgulamalıyız. 20-25 yıl öncesinde “Erciyes’ten dünyaya açılan pencere; Kayseri” denildiğinde tarihiyle, kültürüyle, sanayisiyle, ticaretiyle, eğitim, sağlık, spor alanındaki konumuyla ve şehircilikte geçmişten gelen örnek plan öncülüğü ile gelişmiş bir İl’den söz ediliyordu. Bugün ne yazık ki ‘Kayserivanya’ denilebiliyor ve hiç ses çıkmıyor. Bu tanımlama Kayseri İli’ne en büyük kötülüktür. Kayseri Kimliği’ni bitirmeye yönelik bir yakıştırma olmuştur.
   Kayseri’nin sahibi yok mu? İstisnası hariç mülki idaresi ve yerel yönetimleri, siyasi partileri, sivil toplum örgütleri, basın ve yayın organları bütünüyle suskunlar.
   Böyle bir ortamda özellikle siyasi partilerde silkinme beklenirken, onlarda da kıpırdama yok. Ulusal ve yerel ortak çıkarlar uğruna olmak varken kişisel çıkar peşinde koşumda yarışıyorlar.
   Ana muhalefet partisinin Kayseri’deki görünümü hiç de iç açıcı değil. Delege seçiminden, ilçe kongrelerine, oradan yakın bir zamanda yapılacak il kongresine giden süreçte yaşananlara ‘Siz de mi..?’ dememek olanaksız.
   Ülkemizi ve şehrimizi içine düştüğü bu derin kuyudan kim, nasıl, ne zaman çıkarabilir konusu üzerinde kafa yormak ve uygulamasına geçmek gerekiyor.
   Ülkemizin ‘kurucu önderi’ Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye toplumunun neredeyse tüm kesimlerinin sahiplendiği ve hatta idealize ettiği bir tarihsel kişilik. Bu nedenle her siyasal hareket, çoğu zaman Atatürk’ü kendi arzuladığı biçimde sahiplenme eğiliminde. Neden? Çünkü O, laik, cumhuriyetçi, halkçı, devletçi, milliyetçi ve devrimci okları olan güçlü Türkiye şemsiyesini Türk halkıyla tuttu ve halkına emanet etti. Emanet alınan şemsiyeyi, zedelenen oklarını yeniden güçlendirerek tüm ayrışmalara sırtını dönmüş, birlik ve dayanışma içinde kaynaşmış halkın güçlü ellerine teslim etmek gerekiyor.
   Kayseri’de de bu şemsiyeyi, zedelenen kısımları onararak taşımak gerekmiyor mu? Kişisel çıkarlar yerine ortak ulusal ve yerel çıkarları gözetecek bir hareketlenme olamaz mı? Artık, sağduyu sahibi hemşerilerimiz şu söylemi haykırıyor: ‘Kayseri’ye çalışalım’ diyor. Hatta 1.400.000 nüfusun ortak sesi bu.
  Her türden ayrımcılığı, kişisel çıkar anlayışını bırakarak 1.400.000 Kayserilinin ‘Kayseri Şemsiyesi’ne el vermesinin zamanı geldi ve geçiyor. Ülkemin özellikle kurucu partisinin gelecek dönemde misyonu bu olmalı. Mücadelesini de bu eksen üzerinde hareketlendirmelidir.
    Yaşayacağımız bütün günlerimiz aydınlık olsun.
   Haluk Bilgesay: bilgesay.haluk@gmail.com

 



Bu yazı 558 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI