Bugun...


Haluk BİLGESAY
BU NE YAMAN ÇELİŞKİ!
Tarih: 02-04-2020 10:35:00 Güncelleme: 02-04-2020 10:35:00


   Değerli Okurlarım,
   İş yerlerinde şiddet olgusuna odaklanmış ve yaptığım araştırmayı ve sonuçlarını yazmaya başlamıştım ki, olağanüstü gelişen bir olgu olan korona virüs salgınının ülkemizi ne hale getirdiğini görünce, ara verip gündeme döndüm.
   Önce, ‘Dua ve sabır mı, akıl ve bilim mi?’yi yazdım. Geçtiğimiz hafta Perşembe günü ise güncel yaşamdan örneklerle ‘Cumhuriyet Vizyonu’ndan bugünkü “Bana değmeyen yılan bin yaşasın” anlayışında olan kalabalıklardan/kabalıklardan ve onu bu hale getiren yönetim anlayışından söz edecektim. Ancak, korona virüs önlemlerine yerel basın da takılınca Kayseri’de resmi ilan alan 14 günlük gazetenin yayınına sınırlama getirildi. Kur’a ile belirlenen sıralamaya uyularak günde 2 gazete çıkacağı belirlendi. Çekilen kur’a sonucunda gazetemizin 02 Nisan 2020 Perşembe günü yayınlanacağı bildirildi. Dolayısıyla geçen hafta Perşembe olacağını düşündüğüm “BU NE YAMAN ÇELİŞKİ!” başlıklı yazım bugün yayınlanabiliyor.
   Alınan önlemler gereği ve aileme ve çevreme duyduğum saygı dolayısıyla yaklaşık on beş gündür kendime ev hapsi uyguluyorum. Ev hapsini sadece arada bir alışveriş zorunluluğu dolayısıyla yarım saat dışarı çıkarak ihlal ediyorum. Geçtiğimiz günlerden birinde, ekmek ihtiyacımızı gidermek üzere yakındaki markete gitmek yerine, ekmek üretiminin kaynağına, fırına gitmeyi yeğledim. Neden mi? Ev yakınındaki marketlerde korona virüs salgını önlemlerini görememiştim.
   Fırına girdiğimde öndeki tüketiciye ekmek veren ve parayı alan aynı kişiydi. Eldivensizdi. Üzerinde önlem gereçlerinden hiçbiri yoktu. Ekmek almaksızın dönecekken “böyle mi satış yapıyorsunuz” sözlerime, olanlardan ve alınması gerekli önlemlerden habersiz, saf gözlerle ve yanıtsız bir bakış vardı karşımda. Şaşırıp kalmıştım. Doğal olarak ekmek almadım ve alınması gereken zorunlu iş yeri önlem önerilerimi sıraladım ve fırından çıktım.
   Yakındaki bir başka fırına geçtim. Görüntü aynı görüntüydü. Eldivensiz para alma, ekmek verme davranışı. Hiçbir önlem yok. O an ki vücut dilimden anlaşılmış olacak ki, diğer bir çalışan hemen araya girip eldivenimiz var, ekmeği ben veriyorum, parayı o alıyor diyerek eldiven paketinden bir çift şeffaf eldiven çıkardı, eline taktıktan sonra hangi ekmekten istiyorsunuz deyip isteğimi yerine getirdi. Ya benden önceki müşteriye neden eldivensiz ekmek verilip parası alınmıştı? Sorgulamayı kendi içimde yaptım. Hatta içimden hamurun hangi koşullarda hazırlandığı ve fırına sürme aşamasına kadar hangi süreçten geçtiği sorgularına takılıp kaldım.
   Neden mi anlattım bu örneği? Çünkü olay yalnızca fırında olanlar değil. Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu’nun, İçişleri Bakanlığının, yerel yönetimlerin, demokratik kitle örgütlerinin sosyal medya ve kitle iletişim araçları aracılığıyla olan tüm uyarılarının görmezden gelinmesi. 
- Otogarlarda asker uğurlama görüntüleri,
- Piknik alanlarındaki, kayak merkezlerindeki, park ve yeşil alanlardaki, plajlardaki görüntüler,
- Havaalanlarının iç hatlar bölümündeki görüntüler,
- Sığınmacıların durumları ve toplu çırpınışları,
- Camilerin Cuma namazına kapalı olmasına karşın önünde ve civarında toplu namaz kılınması görüntüleri,
- 65 yaş üstü yaşlılara getirilen kısıtlara karşın olan görüntüler,
- Hastane acil servislerindeki görüntüler,
- İş yerlerinde çalışanların görüntüleri, daha ne görüntüler…
   Var olan toplum düzenimiz ve yönetim anlayışının getirdiği son nokta bu işte. Neme lazım, bana değmeyen yılan bin yaşasın, gemisini kurtaran kaptan anlayışının kafaların içine kazınması, biat kültürünün giderek yaygınlaşması, akıl ve bilimden uzaklaşma…
   Dünyada ve ülkemizde yaşanan olağanüstü salgın olgusunun gerektirdiği önlemleri zamanında alma ve uygulama yerine akıldan, bilimden, liyakatten uzaklaşan, tarikat, cemaat, cehalet girdabına teslim olan ülkenin kaçınılmaz zavallılığıdır bu.
   İyi yönetimin işlevlerinden birisidir planlama. Diğeri örgütlenme ve bütçeleme, bir diğeri ise eşgüdümdür. Akıl ve bilimden yana olan katılımcı, demokratik, sosyal ve hukuk anlayışının egemen olduğu yönetim sistemlerinin olmazsa olmazlarıdır bunlar.
   Olaylar yaşanır, önlem ve çözüm ardından gelir anlayışının esiri oldu bu toplum. Katılımcı, demokratik, şeffaf olmak varken.
   Devletin bizzat yapması gereken eğitim, sağlık, ulaşım ve birçok hizmetleri emperyalizmin ve kapitalist sistemin isterleri doğrultusunda özelleştirildi. Geleceğe yönelik kriz yönetimleri düşünülmedi, planlamaya son verildi.
   Gelinen noktada ilkel ve çok geri, bilimden uzak bir ülke görünümü var. Hani nerede çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma hedefi?
   Atatürk’ün yönetimsel vizyonu olan “çağdaş uygarlık düzeyi” ile bugünkü yönetim anlayışını karşılaştırdığımızda, Cumhuriyetin “ilk on beş yılı” ile bugünden geriye “son on beş yılı” için “BU NE YAMAN ÇELİŞKİ” dememek elde değil.
   Haftaya yeniden iş yerlerinde şiddet araştırması yazı dizime döneceğim ve “Kamu İş Yerlerinde Şiddet” konusunu paylaşacağım.
   Yaşayacağımız bütün günlerimiz aydınlık olsun.
   İletişim: bilgesay.haluk@gmail.com



Bu yazı 2215 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI