Bugun...

Ayhan GÜLSOY
YANILMAYA DEVAM
Tarih: 08-02-2019 10:37:00 Güncelleme: 08-02-2019 10:37:00


   Çarşıda pazarda, meyve sebze fiyatları ve beslenme giderleri dizgin tutmayınca, hükümet, “Tanzim Satış Mağazaları” açmaktan söz etmeye başladı... Kolluk güçleriyle denetime çıkmaktan dem vuranlar var. Sınama-yanılma yoluyla öğrenme, herkese bir şeyler öğretir ama bedeli yüksektir. Montaigne, ne diyordu beş yüz yıl önce:
   -Bizi yönetenlerin bizim kadar akıllı olmaları yetmez; bizden akıllı olsunlar ki, bizi yönetebilsinler...
   * * *

   Terörle mücadelede “analar ağlamasın” düşüncesiyle izlenen yol, bizi hendeklere götürdü. “Akil heyet” politikası işe yaramadı. Aynı günlerde, o politikaların yanlış olduğunu, ülkenim bekası ve egemenliği için, anaların ağlamasının doğal olduğunu söyleyenler vardı, iktidar partisi topa tuttu onları...  Suriye politikasının başımızı nasıl ağrıttığını ise,  çoluk çocuk fark eder olduk!
   Salya sümük konuşan; dini, kirli emellerine alet ettiği apaçık belli olan;  laik cumhuriyetin temellerini kırk yıldır yıkmaya çalışan Fetullah’a inanmak,  tövbe hâşâ kutsanmak gibi bir şeydi bazıları için...
   Bütün bu yanılgıların sonunda, sorumlu siyasetçiler ne dedi:
   -Yanılmışız. Allah, bizi affetsin!
   * * *
   Yerli malı yurdun malı diyenlerle dalga geçildi, ithalat özendirildi. Kamu malları haraç mezat satıldı. İğneden ipliğe ithalat anlayışı; bulguru, mercimeği,  samanı bile ithal etmek zorunda bıraktı ülkeyi! Tarlalar boş kaldı. Et-balık, süt endüstrisi gibi kurumlar satıldı; hem üretici, hem tüketici zarar gördü. Banka sahipleri, bankasını yabancılara satmayı, cebini doldurmanın tarihi fırsatı gördü.
   Geçen yıl şeker fabrikaları elden gitti. Birkaç hafta önce, tank palet fabrikası kamu işletmesi olmaktan çıkarıldı. Bal gibi özelleştirildiği halde, “yönetim devri” diye geçiştirildi...
   * * *
   Ey okuyucu, kamu işletmelerini,  en çok,  bugünkü iktidar partisi sattı savdı... Ama özelleştirme-küreselleşme masallarına yenik düşen yöneticilerin izlediği yönetim anlayışı, otuz yıldır başımızın belası...  Özal'dan bu yana, üretmek yerine; her şeyi dışarıdan almak;  eti, peyniri ithal etmek; gelişmenin şanından sayıldı. Emperyalist ülkelerin ajanı olarak görev yapan Dünya Bankası gibi kuruluşlar, ekilmeyen tarla sahiplerine bile;  dönüm başı, çay kahve parası kadar para verdikçe, aziz milletimiz zil çalıp oynadı... Çiftçisini uyarmakla, onu üretime yönlendirmekle yükümlü olan siyasal iktidarlar ise, uyudular...
   * * *
   Şimdi, sebze meyve fiyatlarını, gıda maddelerini uygun fiyatlarla halka sunmak için çareler aranıyor. Oysa otuz yıl önce kurulmuştu tanzim satış mağazaları; neden kapatıldı o yıllarda...
  Üretim ekonomisine hız vermekten başka çözüm yolu yok... Üretilen ürünleri,  kooperatifler aracılığı ile tarladan alıp tüketiciye ulaştırmak gerek...  Peki, çiftçinin girdi maliyeti yüksek olursa; mazota, gübreye,  tarım ilacına güç yetmezse, çiftçi tarlasından kaçarsa ne olacak?
   Polis, jandarma, zabıta denetimi ile fiyatlar durdurulabilir mi; göreceğiz.

 



Bu yazı 579 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI