Bugun...

Ayhan GÜLSOY
SEL...
Tarih: 10-08-2018 10:27:00 Güncelleme: 10-08-2018 10:27:00


   Doğayı hiçe sayarsan, onun kurallarına saygı duymazsan, o da seni yerden yere çalar. Evini başına yıkar. Dere kenarına kocaman yapıları kondur, akıp gidecek suyun yatağını toprakla doldur, arsa üretiyorum diye bununla övün; sel gelince de dövün Allah dövün. Rantın esiri olmuş belediyeciliğin başımıza getirdiği felaketleri yaşıyoruz.“ Âfet,  doğal felaket” diyerek, suçu doğaya atarsak, gerçek sanıkları elden kaçırırız.
   Depremde dayanıklı yapı yapmazsan; bir kilo demiri, bir kilo çimentoyu çalmanın peşinde koşarsan; suç depremin mi, senin mi? Bir avuç toprak gördüğünde, kabaran iştahınla oraya yapıları kondurursan, su yataklarını daraltırsan; suç selin mi, senin mi?
   ***
   Sel felaketi ile karşılaşan illerimizden birinden, kamu yetkilisi konuşuyor telefonda, bir tv kanalının canlı yayınında... Felaketin, maddi zararın boyutlarını anlattıktan sonra, can kaybı olmadığına şükrediyor ve  “devletimiz bize el açacaktır” diyor...
   El açmak,“yardım istemek, dilenmek” anlamında bir deyimdir. Belli ki sayın yetkili, “devletimiz bize el uzatır,” demek istiyor. “Kucak açmak” deyimi de yetkilinin söylemek istediği anlamı karşılayabilirdi ama olayın üzüntüsü nedeniyle aklına gelmemiştir.
   Güzel dilimizi çoğu kez yanlış kullanıyoruz. Çocuklar da, gençler de, yetişkinler de;  nerdeyse hepimiz yanlış kullanıyoruz. Çünkü dilimizi kullanırken özen göstermiyoruz; onu korumak, daha işlevsel kılmak gibi bir amaç taşımıyoruz. Çok mu zor anadilimizi sular seller gibi konuşmak?
   ***
   Ne olacak doların önlenemeyen yükselişi? Cepteki liralar düşmese, sorun yok; “canı cehenneme doların,” der, kurtuluruz... O yükseldikçe, lira elden gidiyor. Lira elden gittikçe, hayat pahalı oluyor, ücretler düşük kalıyor, geçim sıkıntısı başlıyor. Ülke yediden yetmişe zarar görüyor. Topluca sarsılıyoruz. Kriz dedikleri felaket kapımızı çalıyor; sel gibi, deprem gibi…
   Dolar seli de, lirayı önüne katmış, sürüklüyor...
   Paranın gözü kör olsun. Dünyanın en kaypak, en kaygan, en fırıldak nesnesi... Ne sözü doğrudur, ne özü!  Kârı görürse namussuz, Brezilya’dan, Meksika’dan, Amerika'dan, Avrupa'dan, Rusya'dan,  Çin'den atlayıp geliyor, Merkez Bankalarının baş konuğu oluyor...  Kârı görmediği zaman, alçak, bir gece yarısı kaçıp gidiyor... Evet, gece yarısı, biz uykudayken... Çünkü biz uyurken, kim bilir dünyanın hangi köşesinde piyasalar harıl harıl çalışıyor; çalıyor, çırpıyor! Paranın seli nereleri basıyor; kim bilir!
   Dünya niçin yuvarlak sanıyorsunuz? Birileri mışıl mışıl uyurken; birileri de tıkır tıkır götürsün diye... Sen gecenin koynundayken, başkası günün ışıklarıyla işe koyulmuş bile...
   Ne demişti bir siyasetçimiz:
    -“Dolar dolsa ne olur, dolmasa ne olur?”
    Keşke öyle olsa Hünkârım, keşke öyle olsa!...

 

 

 



Bu yazı 326 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI