Bugun...

Ayhan GÜLSOY
ÇANAKKALE-SARIKAMIŞ
Tarih: 11-01-2018 10:01:00 Güncelleme: 11-01-2018 10:01:00


Yurt savunması için can vermiş tüm şehitlerimize hepimiz çok şey borçluyuz. Bu aziz topraklar üzerinde huzur içinde yaşıyorsak, bunu onların kahramanlıklarına, canlarına borçluyuz. Tek tük istisnaları çıkarırsak; Anadolu'da hemen her evde mutlaka bir şehidin anısı vardır. Şu yirminci yüzyıla baktığımızda bile trajedinin boyutlarını görürüz. 1910 Trablusgarp’ta, 1912 Balkan Savaşlarında, 1914-18 Birinci Dünya Savaşında; Çanakkale, Sarıkamış, Filistin ve daha başka cephelerde çarpışan Osmanlı devletini kim savundu? Osmanlı, savaştan yenik çıktıktan sonra Anadolu'yu lime lime eden emperyalistleri 30 Ağustos 1922'de aziz vatandan kim kovdu? Mustafa Kemal'in derleyip toparladığı Anadolu çocukları değil mi? Öyleyse, oralarda şehit olan aslan parçaları, elbette senin benim babamız, dedemiz, emmimiz, dayımız olmayacak da kim olacak? Âkif boşuna mı söyler İstiklâl Marşında;
   “Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda"
   * * * * *
  
Bazı devlet adamlarının abartılı biçimde dedem filânca yerde şehit oldu; babam şöyleydi böyleydi demeleri biraz tuhaf kaçıyor. Tabii ki onların da dedesi, ya da bir yakını şehit olmuştur. Kesintisiz on iki, on üç yıl cepheden cepheye koşmuş ordunun verdiği yüzbinlerce şehit Avustralya'dan, Yeni Zelenda'dan gelmedi ya; bu toprakların çocuklarıydı hepsi de... Senin, benim, onun dedesiydi, o komşumuzun, bu komşumuzun evladıydı… O halde, şehitlerimizin gölgesine sığınıp esip yağmak yerine; yurdumuzu Atatürk'ün gösterdiği hedef doğrultusunda, “tam bağımsız, başı dik,  kalkınmış, çağdaş, güçlü bir  ülke” yapmak için uğraşmalıyız. Bugünkü eğitim sistemiyle, bugünkü tutarsız politikalarla bunu başarabilir miyiz; onu düşünelim!
   * * * * *
  
İsmail dedemin dayısı Kamalı İbrahim (Yücel), Çanakkale’de;  dedemin amcası Mahmut da, Sarıkamış'ta askerdir. Yıl 1914-15. 1915 Ocak ayının ilk günlerinde Sarıkamış'ta kurmaylık hatası sonucu, Enver Paşanın yanlışları yüzünden donarak ölen on binlerce kişiden biri de büyük amcamız Mahmut'tur. Aynı yerde Mahmut’un öz teyzesinin oğlu, kuzeni Nazif de şehit olur. Bu tarihten on beş yıl sonra babam dünyaya gelince, Mahmut'un adı, babama verilir. Nazif’in adı da arkadaşım Nazif Atilâ Taflıoğlu'na... Çanakkale’de çarpışan dedemin dayısı Kamalı İbrahim ise Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'nın ardından “gazi" olarak köyüne döner, İstiklal Madalyası göğsünde, Yeni Fakılı ilçesinde uzun yıllar yaşar, 1960'larda Hakkın rahmetine kavuşur.
   Mahmut ve Nazif'ten geriye ise; iki kız kardeş olan annelerinin, Fadime hanım ile Zekiye hanımın yaktıkları ağıt kalır. İşte iki dizesi:
   “Parmağında altın yüzük nic' oldu
   Aslan Mahmut’um, Nazif’im hiç oldu”
   * * * * *
  
Anadolu’da her evde bir şehit hikâyesi mutlaka vardır. Onlarla övünmek yerine, ülkeyi daha ileriye taşımak, şehitlere layık olmak gerekir. Yöneticiler ülkeyi kalkındırıyor mu, adalet tesis ediliyor mu, yurttaşlar mutlu mu, gelişmiş ülkeler karşısında saygın bir yerimiz var mı; bu sorulara olumlu yanıtlar veremezsek, şehitlerin kemikleri o zaman sızlar işte!

 

 



Bu yazı 335 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI